Mustafa Cihat..

eşrefziya-kolik
Mustafa Cihat 76 kışının 19 kasımında bir Cuma akşamı açmışım gözlerimi dünyaya. İnsanların korkudan evlerinin pencerelerini sıkı sıkı perdelediği, evlatlarını uğurlarken sıkı sıkı tembihlediği, sağ salim eve dönmeleri için el açıp dua ettiği bir zamanda. Tedirginliğin insanların hep yanında olduğu bir dönemde merhaba demiştim dünyaya.

Elbette dünyaya gelişim birilerinin hasretle ümit ettiği, ve bir yerleri kurtarması için beklenen bir kahraman gelişi değildi. Sade bir Anadolu evinde kılıç ailesinin ümitlerinin karşılığı herkesin yaşayabileceği kadar bir mutluluk anı sadece. Evin en küçüğü, diğer 3 kardeşinin arkadaşlarına “bizim bir kardeşimiz daha oldu” diyecekleri kadar sade ve sevinçli bir haber.

Babam ismimi doğmadan önce koymuş. “Allah bir erkek evlat verirse adı Mustafa Cihat olsun adının adamı olsun” demiş.

Çocukluğum her çocuk gibi oyunlarla ve oynayacağımız yeni oyunların hayalleriyle geçti. Belki tek farkım her şeyin çok kıymetli olduğu ve kıymetinin bilindiği bir devrin çocuğu olmamdı. Mahallede plastik topu olanın tüm oyunları ve kurallarını belirlediği, top oynarken plastik kramponu olanın takım kaptanı olduğu zamanlardı. Her şey azdı kıymetliydi, farklıydı ama çok tatlıydı.

Çabucak geçen yıllar ve ilk okul. “yahu cihat Maşallah görmeyeli kocaman adam olmuşsun sen be” diyen babamın arkadaşlarını hep sevdim.

Orta okul imam hatibe yazılıp okul bahçesinde, beyaz gömlek, lacivert bir ceket, gri pantolon, ağabeyimden kalan bordo kravatla ve elimdeki kitaplarla girdiğim o ilk gün “babamın arkadaşları haklı ben artık büyüdüm” dedim. Artık bundan sonra bende kravat takıcam. Ceket giyicem boyumdan büyük laflar edicem.

Ortaokulda uslu bir öğrenci olduğumu söylerlerdi hep hocalar sorulduğunda cevap veren az konuşan çok dinleyen bir öğrenci. Lisede ise tam tersi çok konuşan dinlemeyen sorulmasada her şeye karşı cevap veren bir öğrenci.

Lisede geçen 3 yıl geleceğimi yönlendirdi demeliyim. Bağlılık, sadakat kardeşlik, idealler, hayallar ve daha bir çok erdem. Daha düşmeden koluma giriverecek ağabeyler, dostlar tanıdım. Her sorunun bir cevabı vardı. Ve hepsinin cevabını öğrenmek için hep sordum tereddütsüz ve şüphesiz cevaplar aldım ve onlara sıkıca sarıldım. Bana sorulursa aynen cevaplamak için.

Lise sona geldiğimde abi olmanın tadıyla ve heyecanıyla daha bir başka konuşmaya başladım. Bu konuşmalar biraz yüksek sesli olsa gerek değerli bir abim bana “radyo kurduk orada program yapacaksın” dedi. Cevabımı dinlemeden bunu söz saydı. Ve radyoda program yapmaya başladım. Bu arada bir müzik grubumuzda vardı. Bizim saydığımız sahiplendiğimiz ezgileri söylemeye dinletmeye çalıştık anlatan ve dinleyen olmasa da.

Hızlı geçen günler ve yıllar bana iltimas yapmadı yoluna durmadan devam etti. Antalya’da geçen 5 yılda hayatın önemli virajlarından geçtim. Radyo ve müzik hep ilgimi tazeledi. Anlatmak istediklerimi konuşarak anlatmak daha güzeldi müzikle anlatmak. 93 yılında kendimde fark ettiğim Mevla’nın bana bahşettiği ilham, sözlere ve melodilere döküldü. Antalya’da kurduğumuz müzik grubu ile de bestelerimizi okumaya derdimizi anlatmaya çalıştık.

Ve 97 de hayatımın en önemli teklifini duymak nasip oldu. Can dost Eşraf Ziya soğuk bir kış günü bana “Cihat gel senle İstanbul’da bir müzik firması kuralım” dediğinde artık beklenen zamanın geldiğini fark ettim. Artık söylediklerim yazdıklarım konuştuklarım sadece bende kalmayacak aynı düşündüğümüz insanlarla ortak sözümüzü olacak dedim. Ve 98 de Marmara müzik adı altında, can dost Eşref Ziya abimle sesimizi duyurma adına bir fırsat yakalamış olduk.

Gelinen bu günde, en azından bir dostla, hayatın herhangi bir yerinde olmak, onunla her şeyi paylaşmak, ideallerimizi inancımızı onunla beraber diri tutmak, duayla, sabırlar, inançla, vefayla, sadakatle, ve ille de şükürle olmak yakışır bana ve herkese.

Merak edenler için yazılan bunca şeyden sonra eğer bir hata edildiyse affola. Takdir edersiniz ki yazmak zordur hele ki kendini yazmak daha bir zır, o halde mazur görmek bizim kardeşliğimize ve samimiyetimize yakışır.

Dualarınızda bana yer ayırmanız dileğiyle..
BİKAÇ ÇALIŞMASI


Bin Günahla
Bin Günahla
Geliyorum Sana
Bin Hatayla
Bin ziyanla
Geliyorum Sana


Affa Layık olmasam da
Lütfa Layık olamasam da
Beni Bağışla
Beni Bağışla


Yandım ben aman
Sana geliyorum
Nolur affet beni..


Açtım elimi
Sana yöneliyorum
Nolur Affet beni..
Seyyah

Gidiyorum Bu Diyardan Elveda SEVDAM
Gidiyorum Buralardan Elveda KAVGAM

Döndüm Duruldum, Yandım Savruldum
Gayrı Yoruldum, Ben Gidiyorum...

Ben Bir Garip SEYYAHIM
Kefen Bezim Mintanım
Sonsuzluğa Yolcuyum
BEN GİDİYORUM...

Mustafa Cihat KILIÇ - Tut Elimizden Albümü
HÜZÜN MISRALARI

Hakikat Ölürken Doğmuş Bedenim
Yalanlar Süslemiş Ömrümü Benim

Gülüşümde Bile Hüzün Var Benim
Hüzünle Örülmüş beyaz Kefenim

Yüzümde Çizgiler Destesi Hüzün
İçimde Hayatın Bestesi Hüzün

Gülüşümde Bile Hüzün Var Benim
Hüzünle Örülmüş Beyaz Kefenim

Mustafa Cihat KILIÇ - Hüzün Mısraları Albümü

NE GÜZEL

Düşüp Birgün Yollara
Vurup Aşkı Dağlara
Kutlu Dost Diyarına
Çekip Gitmek Ne Güzel

Derdi Atıp Ardına
Yardan Geçip Uğruna
Bu Şehri Son Bir Defa
Yakıp Gitmek Ne Güzel

Gayrı Gidelim Can Artık
Kutlu Ellere
Sabır Bitti Can Tükendi
Yaşlı Gözlerde

Bir Ömür Boyu Beklemişim
Derdi Derde Eklemişim
Üsütüne Yar Sevmemişim
Şimdi Vuslat Ne GÜZEL !!!


Mustafa Cihat - Amenna Albümü



---------------------------------------------------------------------------
-----

GÖRDÜK Kİ

Biz öyle devirler gördük ki
Yıldızlar yerde
Yürekler gökte
Hüzünler serde

Biz öyle yiğitler gördük ki
Başları feda
Yaşları seda
Anları cefa

Şimdi gel gör ne haldeyim
Ah ben neyleyim
Üzülsemde olmaz
Dövünsemde olmaz
Ezilsemde olmaz
Yenilsemde olmaz

Biz öyle ölümler gördük ki
Sonsuzda bitmez
Yokluğu bilmez
Sevabı dinmez
Cennete küsmez...

Mustafa CİHAT - Amenna Albümünden