Muhammed Raşid Erol

ilahiaşk
Muhammed Raşid Erol ( 23.03.1930)- (01.06.1993)



---------------------------------------------------------------------------
-----
Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde doğmuştur.

Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi bürindendir.Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diyauddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir.

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatında çok mahirdi. Hazret'e intisab etmiş, Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Fakat kendisi şeyhine "Sizin sağlığınızda kendi halifeliğimi açıklıyamam, sizden sonraya kalırsam, açıklanmasını birisine vasiyyet edersiniz. Aksi takdirde sizin yaşadığınız devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz" diye rica etmişti. Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği aşikare olarak ilân edilmeyip gizli kalmıştır.

Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muhammed'in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür. Gavs hazret-
leri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatıma Validemizle evlenmişler, bu izdivactan Seyyid Muhammed (ka.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel
Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur. Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Ta-
runi köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Validemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Ab-
dülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kızkardeşleri olmuştur. Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid
Ma'ruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar.Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle
Bilvanis köyüne hicret ettiler. Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid
Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğulları ile Hasine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye
isimli kızları dünyaya gelmiştir. Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriyle birlikte Bitlis'in Kasrik köyüne tâşındılar. Burada
11 sene kaldıktan soma Siirt'in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, soma Di-
yarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler. Babası
Gavs hazretleri 1 Haziran 1972 yılında vefat edince başlıyan irşad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti.

1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yolaçmıştır. Önce Adıyaman'a, soma Adana'ya oradanda Gökçeada'ya götürülen Seyda' hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan soma Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür. Tekrar tebliğ ve irşad hizmetine devam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun
süre ızdırap çekmiştir.

Şeker, damar sertliği, tansiyon ve romatizma hastalıkları nedeniyle uzun yıllar tedavi gören Seyda hazretlerinin ölümünden bir yıl önce ayağı kırılmış
çektiği ızdıraplarına bir yenisi eklenmiş, fakat irşad faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir.Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10.1993 Cuma günü cuma namazından iki saat sonra 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur.Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılı-
mıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir.

Dr. A.Selahaddin Kınacı
_eLa*Nur_
Seyyid Muhammed Raşid (k.s.)

AHLAKI

Seyda Hazretlerinin (k.s.) en belirgin vasfi sabır, tevazuu ve hilmdi. Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşı kırıcı bir harekette bulunmamış, kin duymamıştır. Binlerce kişi etrafında pervane olurken kendisinde kibir ve kabalıktan eser görülmezdi. Şeriata aykırı olmadığı takdirde kimseye şunu yap veya yapma demezdi. Günahkar veya itaatsiz demeksizin herkese karşı güler yüzlü ve güzel ahlaklıydı.



ŞAHSİYETİ

Seyda hazretleri hakiki iman ve takvaya sahip olup, iki cihanin saadet ve kerametine ulaşmış, mukerrabqn makamında Allah'u Teala'ya en yakın bir hidayet önderidir. Amelleri temiz, makamı ali, tevhidi temsil ve tarif eden halkın en hayırlılarındandır. Rabbinden razı ve onu sever Rabbi de ondan razı ve kendisini sever. Yüce Yaradan'a o nurla ruhunu teslim etti ve inşallah o nurla mahşere gelecek. O canını Allah-u Tealaya feda etti ve onun zikrinde fani oldu. Seyda hazretleri kıyamete kadar bu dini ihya ve ikame eden Hz. Resulullah'in varis ve halifelerindendir. Muhammedi nuru yaydı, sünneti ihya ve kulları Islah etti. O, Resulullah'in âli ve en yakınlarından olup bu hale iman ve takva bağıyla ulaşmış olup ne-sebçede ehli beytindendir. Allah (c.c.)'ın seçtiği kalbleri aydınlatan, insanlığa yol gösteren, yeryüzünde emin Rabbani alimlerdendir. Nazari şifa, sözleri deva, meclisleri safi safadır. Kalbi takva madeni ve ilahi aşk menbaidir. O zikrin anahtarı olup, kendisini gören, iman ve sevgiyle seyreden Allahu Teala'yı hatırlar. Kalbi dünyadan kopar, ahirete yönelirdi. Hazretin özündeki ilahi nur, gözlerinden dışarı yansır, yüzünde secde ve huşu eseri görülürdü. O her işini Allah için yapar, Allah için sever, Allah için kızardı. Nefsi ve dünya adına bir hesabı, ilahî rızanın dışında gizli bir hedefi yoktu. O Allahu Teala'yı kullarına, kulları da Allahu Teala'ya sevdirdi ve âleme ilahi sevgiyi sergiledi. Bütün âlem için rahmetti. Dayanılmaz bela ve musibetlere karşı bir emniyetti. Yaptığı ve yaptırdığı zikir, naz ve niyazlar hürmetine hem kalpler hem kainat fesattan kurtuldu, Allah Allah dedikçe Allah Teala âleme rahmet nazarıyla bakıp günahkarlara mühlet tanıdı. O Allahu Teala'nın melekleri arasında övdüğü ve kendisiyle övündüğü, Peygamberlerin kıyamet günü iftihar ettiği kimselerdendir. Hazreti, Allahu Teala sevdiği gibi bütün âlem ve eşya da tanıdı ve sevdi. Ancak kafir ve münafıklar hariç. Onlar da ahirette pişmanlık ve perişanlıklarından dolayı ellerini ısırır, ah-u vah ederler. Seyda hazretlerine ilm-i ledün'den büyük nasib verilmiştir. Hanegahları manevi cennet mesabesinde idi. O, şeriat ve tarikat'ın camiidir (ikisini bir arada bulundurmuştur). Hasılı kelam, Allahu Teala'nın Evliyasının en ileri gelenlerinden ve faziletlilerindendir. Onun güzel ahlakını gören herkes yaptıklarından pişman olur, hemen tevbe etmek isterdi. Yanına gelenlerde çok hızlı ahlakî değişim görülürdü. Ziyarete gelenlere öyle davranırdı ki sanki insanlar onun yanına değil de başka bir sebeple toplanmışlar. Hizmet etmeyi ve hizmet edeni çok severdi. Bizzat çorbanın ateşini yakar, sofilere çorba taşır, misafirleri yemek yemeden ve ağırlamadan geri yollamaz, sofiler yemek yemeden kendisi yemezdi. Misafirperverliği o derecedeydi ki hanelerinde hizmet eden erkek olmadığı taktirde kendisi bizzat ikram da bulunurdu. Ayrıca çalışkanları çok sever, her işte bizzat çalışanlara yardımda bulunurdu. Önceki Nakşibendi bürinin büyük-küçük demeden evlatlarına hürmet ve edebde kusur etmezdi. Seyda hazretleri herkese anlayışına ve aklına göre hitap ederdi. Yoksul kişilerle konuşur, hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçları varsa hallederdi. Kendilerine karşı yapılan bir haksızlıkta fitne çıkmasın diye hakkından vazgeçer, olaya sabrederdi. Dünya malına önem vermez, muhtaç olanlara gücünün yettiği kadar yardımda bulunur, dul ve yetimlere bizzat yardim ederdi. Talebeyken yabancı köylerde açlıktan rengi değişir ben açım demez, sabrederdi. Zulme uğradığında şikayette bulunmazdı. Onun döneminde Menzil Dergahı adeta bir sehâvet, uhuvvet ve ihlâs merkezi durumundaydı. Ondan etkilenen bağlıları birbirlerine kızmaz, en ufak kusurda özür ve helallik dilerlerdi. İnsanlar huzur ve kardeşlik içinde İslamı öğrenmeye ve yaşamaya başlamışlardı.



TEVAZUU

Çocuk yaşlardayken arkadaşlarıyla oynamıyor, bür gibi davranıyor. Annesi "Arkadaşlarınla niye oynamıyorsun" diye sorunca "Benim boş ve faydasız işlerden keyfim gelmiyor" diyor. Halife oluncaya kadar kimse onun Gavsın oğlu olduğunu bilmiyordu. Dergahın hizmetçisi sanıyorlardı. Askere gidinceye kadar siyah yün bir sarık sarıyordu. Seyda Hz.leri Gavs Hz.lerinin sağlığında Tevbe verirken, teveccühe giderken hayasından ve edebinden cübbesini koltuğunun altına sokup Öyle gidip geliyordu.



AMEL VE TAKVASI

Seyyid Muhanımed Raşid (k.s.) hazretleri, ilim tahsil eden ve ilim öğretenleri çok severdi. İlim tahsili hususunda kişinin kendi cemaatinden olup olmamasına bakmazdı. Bir defasında talebelerinden birine şöyle söyledi: "Ey Allah'ın kulu! Bir talebe yetiştirmek bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe varisu'l enbiya olursa... Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. Siz Osmanlı'ya bakınız. Ne idi ne oldu. Sultan Abdülhamid arif-i billah idi. Başa geçer geçmez memlekette talebe yetiştirme seferberliği başlattı. Camiye ve cemaata çok bağlıydı. Hasta olduğu zamanlarda dahi cami ve cemaati terk etmez bazen inler gene camiye gelirdi. Seyda hazretleri farz ve vacib ibadetlerinin dışında nafile ibadetlere, bilhassa geceleyin yapılan amellere çok önem verir, sofilere gece namazina kalkmayi tavsiye ederdi. Vitr namazım gece teheccüd namazıyla birlikte kılardı. Kuşluk namazını normalde dört, Ramazan ayında sekiz rekat kılardı. Gecenin çok az kısmını uyku ile diğer zamanını güneş doğuncaya kadar ibadetle ihya ederdi. Ramazan ayında amelini arttırır, gece ve gündüz olmak üzere günde 2 defa tesbih namazı kılardı. İlk on beş gün teheccüd namazını ehli beyti ile, son on beş günü camide cemaatle kılar, Ramazanın son on günü gecesinde uyumayarak, Kadir Gecesine vasıl olmaya çalışırdı. Diğer zamanlar günde bir cüz Kur'an-ı Kerim okurken, bunu Ramazan ayında iki günde bir hatim indirmeye kadar fazlalaştırırdı. Ramazan ayı orucu dışında Şevval ayı orucunu, Arefe günü orucunu ve Muharrem orucunu hiç terk etmezdi. Hangi şartlarda olursa olsun Hatme-i Hacegan-ı yapmaya çalışır ve yakınlarına da (bağlılarına da) tavsiye ederdi. Daha önceki Sadatların evladına çok hürmet ederdi. Şahı Haznenin torunlarından 5-6 yaşında bir çocuk geldi. Seyda Hz.leri onun elini Öptü. Bu çocuk Seyda Hz.'lerinin yanına geldiğinde Seyda Hz.leri ayağa kalkardı. Yine Afyon'a Şah-ı Haznenin evlatları gelmişti, alt katta divanda kalırlarken Seyda Hazretleri üst katta sabaha kadar yatmamışlardı. Seyda Hazretleri meczublarla şakalaşır, onların hatırlarını sorardı.



ŞEFKAT VE MERHAMET

Gelen herkesle ilgilenir, güler yüz gösterirlerdi. Yoksullarla konuşur, hal ve hatırlarını sorardı. Kendine karşı yapılan haksızlıklara ses çıkarmaz, kendi hakkından vazgeçerdi. Hatta kendisine suikast yapan kişiyi bile affetmişti. Afyon'da kalırken çok üzüldüğünü söylemiş ve sebebini şöyle açıklamıştı: "Gelen misafirlere ikramda bulunamadığımız için çok üzülüyorum. Uzaktan aç gelip, aç gidiyorlar inşallah önümüzdeki sene gelen misafirlere yemek verebileceğiz. Yine Gavs Hazretlerinin tarikattan attığı bir hacı için "Ben bizzat bu adama babamdan habersiz gittim. Haline acıdım. Ayağına giderek hatırını sordum. Üzülerek söylüyorum ki hiç pişmanlık duymuyor ve özür dilemiyordu. Eğer pişman olsaydı, babama gelip affedilmesi için ricada bulunacaktım, hatasını tamir etmesine vesile olacaktım" diye buyurmuştu. Gavs Hazretleri "Muhammed Raşidimiz bir kimseye kızdımı gidip yatıyor, kimsenin kalbini kırmak istemiyor" buyurmuşlardı. Veda sohbetinden sonra dinleyenlere "sizi ayakta tuttum, yoruldunuz, hakkınızı helal ediniz" diye buyurmuşlardı.



HAC ZİYARETİ

İlk hacca halife olunca 1968 yılında gitmişti. İkinci defa hacca 1975 yılında gitmiştir. Yolda hatmeyi hiç bırakmadılar, arabaları toplayıp ortasında hatme yaptırıyordu. Orada da irşada devam etmiştir. Mekke ve Medine halkına hürmet edilmesini isterdi. İbadete çok devam ederdi.



İRŞAD

Daha önceki büyük mürşidler gibi Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) de Ümmet-i Muhammedin Allah Teala'ya teveccüh yeri, ümit kapısı ve tevbe vesilesi idi. O ulu zat hayatını yaklaşık son yirmi iki senesindeki irşadı boyunca her gün yüzlerce hafta sonlarında ve özel günlerde binlerce kişiye Allah adına tevbe veriyor, doğru yoldan ayrılmayacaklarına dair söz alıyordu. İrşadının ilk yıllarında tek tek tevbe verirken ileriki yıllarda kalabalık arttığından iki elini uzatarak sığabildiği kadar insanlara gruplar halinde tevbeyle bey'at veriyordu. Kişiler grup grup, önüne diz çökerek, onun söylediği tevbe sözlerini tekrarlıyor, sonra da bu sözlü tevbeyi sünnet-i seniyede tarif edildiği gibi, abdest ve gusl abdesti alarak kılacağı iki rekat tevbe namazı ile sağlamlaştırıyordu. Daha sonra bu şahıslar usulünce Allah'ı (c.c.) zikrederek ve diğer nafile amelleri öğrenerek sünnet-i şerife uygun, ihlas ve tevazu içinde dinini yaşamaya gayret gösteriyordu. İkamet ettiği Adıyaman'ın Kâhta kazasının Menzil köyü yerleşim yerlerinden uzakta olmasına rağmen insanların, Allah'ın yardımı ve fethi, Rasulullah (a.s.)'m bereket ve feyzi ile akın akın gelmesiyle devamlı kalabalık bir şehir görünümünde, şen ve hareketli idi. Sadece Türkiye'den değil diğer İslam ülkelerinden hatta Avrupa'dan gelerek tevbe yapıp intisab edenler oluyordu. Hazret, Allah Teala'nın kıyamete kadar açık tuttuğu tevbe kapısından kim gelirse, kılık-kıyafetine, saçına-başına değil zahiren de olsa tevbe niyetine bakıyor, tevbe için diz çökme anlayış ve tevâzusunu gösteren herkese el uzatarak, tövbe veriyordu. İsteyene zikrullah (gizli zikir) usulünce tarif ediliyordu. Görünürde herhangi bir kimseyi oraya çekecek cazibe olmadığı halde insanların ona teveccühünü ve gruplar halinde tevbe edişini, daha güzel yaşamak için dine yönelişini görenlerin akılları hayrette kalıyordu. Zira Hazret bu davetini ve irşadını sözlü olarak değil, mânevi nazar, Rabbani hal ve bizce fark edilmeyen ilahî bir cezbeyle yapıyordu. Onun yaşadığı hayat ve hal Allah adına bütün meramını anlatmaya kafi geliyordu. Ümmeti icabet ve ümmeti davete rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.v.)'in tam varisi olmasının alameti mü'min-kafir herkese, her kesime tevbe ve intisab kapısını açık tutmasıydı. O'nun derdi Allah (c.c.)'tı. Davası kulluktu. Cihadi ıslahtı. İstediği; ihlas, sevgi ve gayretti. Allah rızası için ve samimi niyetle yanına giden herkes, Allah yolunda ondan bir nasib almış ve muhakkak bereketlenmiştir. O'nu şahid tutarak Allah'a tevbe edenlerin ekseriyeti, tevbesinde sadık kalmaya ve İslamı Allah ve Resulünün istediği gibi yaşamaya çalışmıştır. Bu zamana kadar kendisinden rahatsız olanlar Allah düşmanları olmuştur. Hakkında mahkemelere duyurulan bütün suç ve suçlamalar şunlardı: '"Bu zat, etrafında kalabalıkları topluyor!" "İnsanlar akın akın gelip, ziyaret ediyor, elini öpüyorlar!" "Herkese tevbe ettirip, zikir öğretiyor!" "Milleti içki ve uyuşturucu gibi şeylerden tövbe ettirip, tekel satışlarının düşmesine ve devletin zarar görmesine sebep oluyor!" v.s. O ise, bütün teveccüh ve nazarını bu tür itham sahibi şaşkınlara değil, Allah Teala'nın açtığı tövbe kapısına koşan aşıklara dönderdi ve Nur Ceddi'nin (s.a.v.) garib kalmış ümmetine, O'na vekaleten, bereketli ellerini uzatıp tevbeye davetine devam etti. Talebelerine: "Allah'a gelin, Allah'a dönün, O'na gideceğiz, O'na gidiyorum" diyerek bir sonbahar günü Rabbi Kerim'inin: "Ey mutmain olmuş nefis (sahibi kulum): Sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olarak O'na don. (Gel, salih) kullarımın arasına katıl. Gir cennetime!" davetine uyarak aramızdan ayrıldı.
Allah bizleri şefaatinden mahrum etmesin.


Paylaşımınız için teşekkür ederim
Allah (c.c) razı olsun
Selam ve Dua ile
ahiretyolcusu
ellerinize sağlık....
alfax27
s.a. allah razı olsun... kardesim... kurbanım....
salik
O bir SULTAN idi,O bir SEYYİD idi, O bir KAMİL MÜRŞİD idi ve O BİR SEYDA idi ve O bizi vurdu ve gitti.



Değerli kardeşim bu bölümün moderatörü olarak müdahale etmek zorundaydım özür dilerim fakat mübareklerin resimlerinin eklenmesi yasaktır
muhammedali
allah razı olsun kurban elinize yüreğinize sağlık
by-bilvanis
Allah (cc) razi olsun.
Bilgilerimizi bizlere tazelettiginiz için.
ismail41
Allah razı olsun ve mubareklerin şefaatine nail eylesin.Amin
Abdulbaki71
Allah cc. razı olsun paylaşım için.Seyda hz. bir yıldızdı ve birçoklarına ışık oldu ve yol gösterdi.Bir çok insanı karanlıklardan aydınlıga çıkardı ve dini ögretti.Mekanı ceennet olsun bu mürşiti kamilin ve Allahım bu insanların yolundan bizleri ayırma.
muslimin
Allah razı olsun ve bizleride mübareklerin şefaatine nail eylesin.
minikdualar21
allah razı olsun tşr ederim saol